Orhan Pamuk-Masumiyet Müzesi
Bir tül perde sallanıyor rüzgârda,
eski bir küllükte yarım kalmış bir sigara,
Füsun’un fincanındaki soğumuş çay…
Hepsi burada.
Ama kimse yok.
Geçtiğimiz günlerde sizlerin Sevgililer Günü'nü kutlarken aşk sadece kalp emojilerinden, çiçeklerden ve güzel akşamlardan ibaret olmadığını,aşkın karanlık bir tarafının da olduğundan bahsetmiştim.Bazen insanın içine yerleşen bir boşluk, bazen de geçip gitmeyen bir hatıra.
İşte tam da bu yüzden bugün sizlerle Masumiyet Müzesi’ni konuşacağız...
Bu roman benim için romantik bir aşk hikâyesi değil. Daha çok, kaybedilen bir duygunun insanın içinde nasıl yıllarca yaşayabildiğinin hikâyesi. 1975 İstanbul’unda nişanlanmak üzere olan Kemal’in, bir mağazada Füsun’la karşılaşmasıyla başlayan ilişki zamanla bir aşktan çok bir takıntıya dönüşür. Kemal’in zamanı o anda durur. Herkesin hayatı akarken onunki bir vitrinin önünde, bir odanın içinde, bir hatıranın etrafında donup kalır.
Orhan Pamuk bu romanda aşkın heyecanını değil, yokluğun ağırlığını anlatır. Kemal Füsun’u kaybettiğinde aslında sadece bir insanı değil, kendisinin o hâlini de kaybeder. İşte en acı tarafı budur: Birini kaybettiğin anda, onunla birlikte kim olduğunu da yitirirsin.
Ve sonra eşyalar devreye girer. Bir toka, bir çay bardağı, bir sigara izmariti… Çünkü bazı insanlar kayıplarını kalplerinde değil, nesnelerin hafızasında saklar. Kemal’in müzesi biraz da bu yüzden vardır; unutmamak için. Belki de unutamamak için.
“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.”
Bu cümle bana hep şunu düşündürüyor: Mutluluğu çoğu zaman yaşarken fark etmiyoruz. Ancak kaybettiğimizde, geriye dönüp baktığımızda anlıyoruz neyin değerli olduğunu. Aşkın karanlık tarafı da burada başlıyor zaten; geçmişe dönme ihtimalinin olmamasında.
Dizi uyarlamasına gelince…
Romanın ruhunu birebir kopyalamak yerine onu başka bir dille anlatmayı seçmesi cesur bir tercih. Kemal karakteri dizide daha kontrollü, daha sessiz bir takıntıyla çizilmiş. Füsun ise romandakine göre daha görünür, daha söz sahibi. Bu farklılık bazı okurları rahatsız edebilir ama bugünün izleyicisine daha dengeli bir ilişki dinamiği sunuyor.
Belki kitap daha sarsıcı; çünkü Kemal’in iç sesine bu kadar yakından başka hiçbir anlatım biçimi yaklaşamaz. Ama dizi daha erişilebilir. Ve bazı hikâyeler yaşamaya devam edebilmek için biraz değişmek zorunda kalır.
Sonuçta Masumiyet Müzesi bana hep şunu fısıldıyor:
Aşk bazen birlikte yaşanmaz.
Bazen sadece uzun uzun hatırlanır.
Ve belki de hepimizin içinde, kapısını kimseye açmadığı küçük bir müze vardır.
Sevgiyle Kalın...

0 YORUMLAR
Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...