Karanlığın Son Gecesi :Nardugan Destanı

Karanlığın Son Gecesi :Nardugan Destanı

Eski zamanlarda, bozkırların sonsuz ufkunda, göklerin ve yerin birleştiği yerde, büyük bir savaş başlardı her yıl. Gök Tanrı Ülgen, iyiliğin ve ışığın efendisi, yer altındaki karanlık hükümdarı Erlik ile mücadele ederdi. En uzun gece geldiğinde, Erlik'in gölge orduları yeryüzüne çıkar, soğuğuyla her şeyi dondurur, karanlığıyla güneşi zincire vururdu.

 

O yıl, obanın genç savaşçısı **Künay** – adı "Güneşin Kızı" anlamına gelen cesur bir kız – rüyasında Hayat Ağacı'nı gördü. Ulu Akçam, kökleri yerin yedi kat dibine, dalları göğün yedi kat tepesine uzanan o kutsal ağaç, yaprakları yıldızlar gibi parıldıyordu. Ama dallarında karanlık bir sis dolaşıyordu. Ağaç fısıldadı: "Güneş yenilmek üzere. İnsanların duaları ve ateşi olmadan, Nardugan gelmeyecek."

 

Künay uyandı, yüreği ateş gibi yanıyordu. Obaya koştu, yaşlı kamı buldu. Kam, davulunu çalarak anlattı: "Bu gece, en uzun gece. Erlik'in buz devleri ve gölge kurtları bozkırı kaplayacak. Ama biz, Ülgen'in çocuklarıyız. Akçam'ın altına toplanın, dileklerinizi bağlayın, ateşinizi yükseltin. Ayaz Ata da bize yardım eder – o, kışın ruhu ama kalbi adildir."

 

Oba halkı korkuyla ama umutla bir araya geldi. En güzel akçamı seçtiler: Karlar altında dimdik duran, iğne yaprakları gümüş gibi parlayan ulu ağacı. Dallarına renkli ipekler, kurdeleler, altın işlemeli bezler bağladılar. Her bez bir dilek taşıyordu: Bereket, sağlık, zafer, aşk...

 

Ateş çukurları yakıldı, etrafında daire oldular. Kam davul vurdu, şarkılar yükseldi göğe: "Ey Ülgen Baba, güneşi geri ver! Ey Akçam Ana, köklerinle bizi koru!"

 

Gece derinleştikçe, karanlık saldırdı. Gökyüzünden buzlu rüzgarlar indi, gölgeler uludu. Erlik'in devleri göründü ufukta – kocaman, siyah siluetler. Ama tam o anda, kar fırtınasının içinden beyaz sakallı, kürk mantolu yaşlı bir adam çıktı: **Ayaz Ata**. Elinde gümüş asa, gözleri yıldız gibi parlak. "Korkmayın çocuklar," dedi gür sesiyle. "Ben kışın bekçisiyim, ama güneşin dostuyum. Dilekleriniz saf olsun, ateşiniz sönmesin."

 

Ayaz Ata, asasını Akçam'a dokundurdu. Ağaç aniden ışıldadı! Dallarından altın ışıklar fışkırdı, gölgeleri dağıttı. İnsanlar dans etti, hediyeler koydu ağacın altına: Süt, bal, kuru üzüm – göğe ulaşsın diye.

 

Savaş gökte devam ediyordu. Ülgen'in güneş arabası, Erlik'in karanlık ejderiyle çarpıştı. Yıldırımlar çaktı, gök gürüldedi. Ama yeryüzündeki dualar ve Akçam'ın ışığı, Ülgen'e güç verdi.

 

Sabaha karşı, ufukta kızıl bir ateş belirdi. Güneş, zincirlerini kırıp doğdu! Zaferle, parlaklıkla, sıcaklığıyla... Erlik yenildi, gölgeler çekildi. Bozkır aydınlandı, karlar erimeye başladı.

 

Künay göğe baktı, gülümsedi: "Nardugan geldi! Yeniden doğuş!"

 

O günden beri, her en uzun gecede insanlar Akçam'ı süsler, ateş yakar, dilek diler. Bilirler ki, karanlık ne kadar güçlü olursa olsun, ışık ve umut her zaman kaz

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ